Veri ekonomisi: Pokémonların gizli mesaisi

POKEMON GO
Yeni dünya paradokslarından “veri işçiliği ve ekonomisi” bu hafta Pokémon GO oyunu ile gündeme girdi.2016’da yayınlanan ve şimdiye kadar 150 milyon kişi tarafından oynanan Pokémon GO oyununu belki siz de oynadınız. Özellikle pandemiden hemen önce, her gece Pokémon avına çıkan, bu sayede kilo verdiğini ve akşam yürüyüşünü alışkanlık haline getirdiğini söyleyen ya da yan komşunun balkonunda Pokémon olduğunu görüp izin isteyerek balkona geçen birkaç kişinin hikayesini bizzat ilk ağızdan dinlemiştim. Bilmeyen ya da ilk defa duyanlar için; oyun çok basit ve tek bir kuralı var “Telefonunla gerçek dünyada Pokémon yakala.”

Pokémon GO, artırılmış gerçeklik teknolojisini gündelik hayatın içine taşıyan ilk kitlesel deneyimlerden biri oldu. Geçen 10 yıl sürede yaklaşık 30 milyar görüntü üretildi. Pokémon’lar peşinde koşarken hiç düşünmediğimiz bir sorunun cevabı bugün belki pek çoğumuzu hayrete düşürebilir; tüm bu görüntüler neden toplanmak istendi ve bugün nerede, ne için kullanılıyor? Cevabı hemen vereyim; dünyanın dijital bir kopyasını inşa etmek için!

Pokémon ararken çekilen bir fotoğraf, bir robotun kaldırımdan nasıl döneceğini öğretmiş olabilir.

Oyunun sahibi şirket Niantic, çoğu kişinin düşündüğü gibi sadece bir oyun şirketi değil. Google’dan çıkan bir spin-off olan şirketin kurucusu John Hanke, Google Earth ve Google Maps’in arkasındaki isimlerden biri. Niantic kendini bir oyun üreticisi olarak değil, bir “AR platformu” ve “spatial intelligence” (mekânsal zekâ) şirketi olarak konumlandırıyor. Başka bir deyişle, şirketin temel hedefi başından beri dünyayı dijital olarak haritalamak ve makineler için anlamlı hale getirmek. Bu perspektiften bakınca da Pokémon GO’nun rolü daha netleşiyor. Oyun, yalnızca bir eğlence ürünü değil; gerçek dünyayı sürekli tarayan, güncelleyen ve detaylandıran bir veri üretim arayüzü.

Kaynak: Niantic Spatial

Özetle, fiziksel dünyayı “görebilen” ve anlayabilen yapay zekâ modelleri üzerinde çalışıyor. Bunun ilk uygulaması Coco Robotics şirketiyle yapılan iş birliği kapsamında teslimat yapan robotlar olarak karşımıza çıktı. Yıllar içerisinde 150 milyon kişinin kitle halinde topladığı veri seti; robotlar ya da otonom makineler için rota oluşturmaktan ziyade, çevreyi nasıl algılayacaklarını öğrenmeleri için kullanılıyor. Yani; Pokémon ararken çekilen bir görüntü, bir makinenin kaldırımı, merdiveni ya da bir köşeyi nasıl yorumlayacağını öğretmiş olabilir.

“Eğer bir ürün için ücret ödemiyorsanız, ürün sizsinizdir”

Çoğunlukla Meta’nın kurucusu Mark Zuckerberg’e atfedilen bu söz, veri ekonomisinin en temel prensiplerinden ve yeni dünyanın önemli olgularından bir tanesi. Veri ekonomisi en basit haliyle; kullanıcılara ücretsiz olarak sunulan dijital ürün ve deneyimlerde üretilen ve toplanan verinin, farklı alanlarda ekonomik bir değere dönüştürülmesidir.

Sosyal medya platformlarında, arama motorlarında ya da oyunlarda benzer bir döngü işler. Biz içerik üretir, arama yapar, gezinir, tıklar ve etkileşime girerken; sistemler bizim davranışlarımızı öğrenir, modeller ve yeniden kullanır. İçerik ve reklam algoritmalarının temelini bu veri seti oluşturur.

Sadece bununla da sınırlı değil, her web sitesine girerken Google’ın önümüze çıkardığı ve yıllardır robot olmadığımızı kanıtlamak için farklı fontlarda yazılan harf ve sayıları manuel bir şekilde doldurduğumuz CAPTCHA teknolojisi, yine bazen motosikletin, bazen yaya geçidinin ya da itfaiye musluğunun olduğu görüntüleri işaretleyerek de muhtemelen Gemini ya da farklı bir yapay zekayı veri etiketlemesi yaparak kolektif olarak eğitiyoruz.

Yeni dünyada artık sadece tükettiğimizle değil, farkında olmadan ürettiğimizle de varız. Mesele, bu üretimin ne kadarının paydaşı ve ne kadarının farkında olduğumuzda.

Peki tüm bu veri işçiliği ya da veri ekonomisi bir felaket senaryosu mu? Bence hayır. Bu, yeni dünyanın yeni bir değer takası modeli. Artık sadece teknolojinin tüketicisi değil, gönüllü bir şekilde yaptığımız veri işçiliğiyle, teknoloji şirketlerinin bir paydaşı oluyoruz. Teknolojiyi reddetmek ya da komplo teorilerine sığınmak yerine; aldığımız “ücretsiz” hizmetlerin bedelini hangi görünmez emeğimizle ödediğimizi bilmek zorundayız. Ama farkında olmamız gereken önemli konu şu; kimin, hangi hayalini gerçekleştirmek üzere çalışıyoruz?

Gelecekte bu pembe robotlar ya da benzeri size siparişinizi belki de sizin yakaladığınız Pokémon sayesinde getirmiştir, kim bilir?

Dipnot: Konuya ilgi duyan ve derinleşmek isteyenlere Shoshana Zuboff’un Gözetleme Kapitalizmi Çağı ve yakın zamanda çıkan kitabım “Yeni Dünyalı Olmak”ı tavsiye ederim.


KAYNAK: OKSİJEN /Hande Aydın